Güncel

ÇAMAD, basın mensuplarıyla bir araya geldi (videolu)

Çanakkale Madenciler Derneği (ÇAMAD), 4 Aralık Dünya Madenciler Günü nedeniyle gazetecilerle kahvaltılı basın toplantısında bir araya geldi.

Çanakkale Madenciler Derneği (ÇAMAD), 4 Aralık Dünya Madenciler Günü nedeniyle basın mensuplarıyla kahvaltılı basın toplantısında bir araya geldi.

Toplantıda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Çanakkale Madenciler Derneği (ÇAMAD) Yönetim Kurulu Başkanı Mehmet Naci Tülek, "Cumhuriyetimizin kuruluş yıllarında Gazi Mustafa Kemal Atatürk, ülkenin maden potansiyelini öngörüp MTA’nın kuruluş gerekçesinde bu potansiyelin açığa çıkarılması için direktiflerde bulunmuştur. Bunun üzerine MTA kurulmuş ve Cumhuriyetin 100’üncü yılında bizler Türkiye’nin bilinen toplam maden varlığı değerinin 3,5 trilyon dolar olduğunu yapılan çalışmalar neticesinde öğrenmiş oluyoruz. Öte yandan Türkiye’nin cari açığı toplam 130 milyar dolar civarında ve bunun yaklaşık 30 milyar doları altından kaynaklı olacak şekilde 60 milyar doları madencilikten kaynaklı bir açık. Türkiye madenciliği lokomotif sektör olarak kullanacak potansiyele sahiptir. Yıllık 6,5 milyar dolar civarındaki maden ihracatı ortalamamızı 15 milyar dolar düzeyine çekebiliriz. İç ihtiyacın tamamını üretebilecek kapasiteye sahibiz. Sürdürülebilir madencilik ilkelerinin temelini oluşturan iş güvenliği, çevre, kamu ve halkla ilişkiler ile finansal şeffaflık kriterlerine bağlı kalarak sahip olduğumuz bu yer altı potansiyelimizi harekete geçirmeliyiz. Türkiye’de madenciliği düzenleyen 9 bakanlık, 21 kurum, 7 kanun, 87 yönetmelik, 8 tüzük ve 16 uluslararası sözleşme var. Yerli ya da yabancı yatırımcı fark etmeksizin madencilikte yaşadığımız en önemli sorun izin prosedürlerinin uzun sürmesi. Bu madencilik sektörünün ilerleyişini sekteye uğratan, sektöre zaman kaybettiren ve madencinin de sektöre güvenini azaltan bir durum. Son dönemlerde açıklanan iki önemli politikada bu soruna işaret edildi. 2024-2026 dönemine ilişkin enflasyon, istihdam, büyüme gibi temel makroekonomik hedeflerin yer aldığı Orta Vadeli Program (OVP) ve 2024-2028 yıllarını kapsayan 12. Kalkınma Planı’nda madencilik faaliyetlerinin bütünleşik yönetim sistemiyle sürdürülebilir kalkınma ilkeleri çerçevesinde yürütülmesine dikkat çekildi. Bu politikalar madenciliğin tek elden koordine edilebilmesi, kurumlar arası iletişimde belirli ikileşmelerin de engellenmesi anlamına gelecek. Madenciliğin lokomotif sektör olabilmesi için söz konusu mevzuat altyapısındaki düzenlemelerin hayata geçirilmesi önem arz etmektedir. Unutmayalım, madenler sadece madencilerin üretip satarak para kazandığı bir emtia değildir. Madenler biz tükettiğimiz için üretiliyor. Örneğin, kullandığınız bilgisayarlardaki altın ve diğer metaller ağaç dalında yetişmedi. Bir madende üretildi. Sürdürülebilir bir dünya için insanlık olarak kendimize iki soru sormamız lazım: Nasıl israfı azaltırım? Nasıl çevresel etkileri minimize ederek madencilik yapabilirim? Biz madenciler ilk sorunun cevabı konusunda uzman değiliz. Fakat ikinci soru hakkında bugüne kadar edindiğimiz birikimi geliştirmek için çalışmalarımıza devam edeceğiz. Eğer doğa ve insan sevgisi konusunda samimiyseniz, bize destek olun ve birlikte geliştirelim" dedi.

 

Türkiye’de insanların algılarını değiştirmek, demiri bükmekten daha zor olduğunu belirten Tülek, "Öyle ki, kafalarına kazınmış yargılara sıkı sıkıya bağlı insanlar, bunları tartışmaya bile yanaşmıyor. Konuşmuyor, dinlemiyor. Bizlerde sektör olarak yıllardır bu algıları değiştirmeye çalışıyoruz. Her fırsatta madenciliğin doğayla iç içe nasıl yapıldığını anlatmaya çalışıyoruz.   Bir Milletvekili soru önergesi vermiş “ormanda canlı varlığı adeta sıfırlanmaktadır” diyor, madenciler ormanda yaşayan canlı varlıklarına zarar vermez hatta onlarla birlikte yaşarlar. Yapılacak göletleri sormuş orman alanı içerisinde midir diye, ne fark eder göletler bölge insanının faydasına yapılacak olan tesislerdir. Kaldı ki İlimizin birçok sorunu varken bölgeye Ekonomi ve iş imkanı sağlayacak projeleri sormak yerine yapılmayan yolları, yapılmayan yatırımları sormaları gerekmez miydi, çevre aktivistleri gibi siyaset yapmak size yakışmıyor. Gerçekten çevreci olan, çevreyi ve insanı önceleyen örgüt ve kurumlara çağrıda bulunuyoruz. Madencilik konusunda kaygıları gidermek için, ülkemizin geleceği için bir araya gelmeye bizler hazırız. Yaklaşık bir yıl önce Türkiye Erozyonla Mücadele Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı’na (TEMA) başta olmak üzere 17 çevre derneğine açık mektup ilettik, Madencilikle ilgili doğru bilinen yanlışları ve endişeleri gidermek için bilgi paylaşımına açık olduğumuzu söyledik ama aldığımız tek yanıt altın, gümüş, krom, çinko, bakır, kobalt, alüminyum, kurşun, nikel, grafit, demir cevherini kapsayan dördüncü grup madencilik faaliyetlerinin ne şartta olursa olsun durdurulması gerektiği oldu. Oysa sürdürülebilirlik dahil yeni nesil çevreci yatırımlar için bu madenlere şiddetle ihtiyaç var. Madencilik sektörü doğa karşıtı değildir, endişeleri giderip doğru bilgileri paylaşmak için TEMA Vakfı, çevre örgütleri ile akademi dünyasıyla da konuşmak istiyoruz. Madencilik konusunda doğruları anlatmak istiyoruz. İletişim ve denetimler artsın ki iyi ve kötü madencilik ayrılsın.  Tema bazı firmalar ile ilgili sosyal medyasında günde üç defa paylaşımda bulunurken, bazı firmalar ile ilgili mahkeme kararı olmasına rağmen hiçbir paylaşım yapmıyor, sessiz kalıyor. Demek ki Tema’nın çevre anlayışı firmalara göre oluyor. Falanca firma ağaç kesimine devam ediyor, yıkıma, talana devam ediyor diyerek zeytin ağaçlarının kesilip yazlık evler yapılan sahil kenarlarını gösteren TV kanalları var, hangi firma izin almadan nerede çalışmış. Maden çıkartılacak olan sahalar izin sahibi tarafından rehabilitasyon projesine uygun olarak rehabilite edilecek, mevcut alanda benzer özelliklerde kesilen ağaç sayısından fazla fidan dikilecek. Çeşitli provokasyonlar sonucu, tarihi şan ve şerefle dolu Jandarmamız ve Emniyet güçlerimize, sadece görevini yapan Kamu kurumları yetkili ve görevli kişilere yapılan tahrik edici, çirkin ve maksatlı saldırıları görüyoruz, duyuyoruz ve kınıyoruz. Tek yanlı habercilik anlayışına bürünmüş olan yerel ve ulusal bazı yayın organları, sosyal medya gazetecileri, yalan haberler ile Madencilik üzerinden siyaset yapmaya, kamuoyunu yanlış bilgilendirmeye çalışıyorlar. Yıllardır hedef tahtasına koydukları madencilik sektörü temsilcileriyle tek bir röportaj yapmıyorlar, tek bir soru sormuyorlar, yaparlarsa bazı kesimler tarafından “idam” cezası yiyeceklerini biliyorlar. Gazeteci bilginin aracıdır, haberi kamuoyuna tarafsız ileten kişidir. Haberin öznesine gidip soru sorma zorunluğu vardır, çok hazindir ki soru sormanın mahkûm edildiği bir dönemden geçiyoruz. Ön yargı gazeteciliğin katilidir buradan propaganda çıkar. Yalan haberleri dikkate alan ve hatta yalan haber yaptıran bazı STK kuruluşları yetkileri olmamasına rağmen kararlar alıp etkili olmak için çaba harcamaktadırlar" diye konuştu.

 

Çanakkale Madenciler Derneği olarak bir misyon yüklendiklerini söyleyen Tülek, "Misyonumuz, Çanakkale’ye değer katmak. Türkiye ve Çanakkale’ye yerüstü kaynakları ile yeraltı kaynaklarının ekonomiye nasıl katılabileceğini anlatmak. Bunların ışığında kamu yararına çalışmak. Kazdağları konusu; madencilik yapılacak veya yapılamayacak alanlar bellidir. Milli Parklarda, Su havzalarında, sit alanlarında madencilik yapılmaz, ruhsatta verilmez. Kazdağları milli parktır ve sınırları bellidir, faaliyetlerin yapıldığı yerler kazdağının 40-50 km uzağındadır ama kazdağının göbeğinde zeytin ağaçlarının kesilip konut veya turizm tesisi yapılmasına kimsenin sesi çıkmaz.  Madenlerde Devlet Hakkı; 3213 sayılı Maden Kanunu 24.06.2010 tarih ve 5995 sayılı kanunla değiştirilmiş şekli şöyle düzenlenmiştir: Madencilik faaliyetlerinden yatırımcıya kalan % 29’dur. % 71’lik kısmı ekonomiye (Vergi + Operasyon Maliyeti) olarak girmektedir. Biz; Madenciler Derneği olarak kamuoyuna vereceğimiz bilgilerde kesinlikle yanıltıcı ve eksik bilgiler vermiyoruz, vermeyeceğiz. Bütün gerçek çevrecilerin bizim dostumuz olduğunu ve onlarla birlikte her türlü beraber çalışmaya hazır olduğumuzu kamuoyuna duyururuz. Bize atfedilen bütün yakıştırmaların kime ait olduğunu kamuoyunun değerlendirmesine bırakıyorum" şeklinde konuştu.

Tuğba Kulasoy